Avuçlarında kendi toprağının hediye ettiği hazinenin kadife moru yumuşaklığı..

Biirr varmıışş ikii varmıışş üç varrmıışş çok varmış.

Gezegen gezegen gezen bir cadı varmış.

Takarmış takkesini, atarmış sırtına güzel sesli elflerin onun için büyülü şarkılar söyleyerek dokuduğu pelerini, süpürgesine atlar, bahçesindeki gizli kapılardan geçer, en tatlı diyarların en tatlı anlarının peşinde dolaşırmış. O diyarların en renkli masallarını bulur, dünyalı dostlarına armağan diye uçuştururmuş.

O sabah ekşili tatlılı bir gezegende kadife kırmızısı bir sabahta bulmuş kendini.

Bahçesindeki harikalar diyarına açılan tavşan deliği bu kez onu sumaklarla buluşturmuş.

Taze taze, alı moru tüm hayat ışığı üzerinde miiss gibi sumaklar..

Avuçlarında kendi toprağının hediye ettiği hazinenin kadife moru yumuşaklığı, yüreğinde o sumakları hazır edince hazırlayıp yuvasının öğününe katacağı salataların pırpırık heyecanı.. yaşarmış gözleri.

Bahçesine inip sumak toplayanların yaşadığı diyarlar varmış da o bilmezmiş o güne dek. Ne şans demiş, gülümsemiş. ‘Vay arkadaş’ demiş ’30 yıldır niye kimse bana bu dünyalardan bahsetmemiş?’

Bu parmaklarında dolaşan tadı bugüne dek hiç bir sumaktan almamış. İlle de elinin değdiği olacak sofrana düşen, yüreğinin heyecanı sinecek yediğine diye düşünmüş. Olmadı başka bir pırpırık yürek yetiştirmeli sevip büyütüp aşkla paylaşmalı, ondan almalısın gıdanı diye not düşmüş yüreciğinin kıyısına.

Uçaa uça geçmiş sihrin içinden, yuvasına varmış. Yavruları uykudaymış hala. Topladığı sumakları sapından çöpünden ayıklamış. Öpmüş koklamış kurumaya bırakmış.
Kahvaltıyı hazırlarken hala sumakların neşeli ekşi notalarıyla dans ediyormuş. Yine yeniden biraz daha güzelsin bugün, en melodik haliyle hem de, günaayyddıınn dünyaa.

Reklamlar