Işık Kadınların Aşk Masalı

ımg-20160817-wa0034-01.jpeg.jpeg

Yıllaar yıllar önce diyarın birinde ışığa aşık kadınlar kabilesi varmış. Yemez içmez ne yapar eder yeryüzünden ışık ve aşkı eksik etmezlermiş.

Günün birinde, masal bu ya, canavarın biri güneşi yutuvermiş. En azından onlara öyle demiş kocakarılar. Güneş gitmiş, Yağmurlar soğuklar dinmemiş. Kadınlar umudunu yitirmiş, solmuş, aşka da ışığa da inanmaz olmuş.
Yavaş yavaş renklerini yitirmişler önce. Sonra parlayan gözleri solmuş. Uzağa düşmüşler birbirlerinden. Güneş geri gelmiş gelmesine ama onları yerinde bulamamııış. Halbu ki ara sıra çıktığı bu tatilden döndüğünde renkler görmek en hoşuna gidenmiş. Çiçekler renklenmiş o gelince, sonra gökyüzü en güzel mavilerini giymiş. Yerana en tatlı yeşillere bürünmüş. Hayvanlar parlak kürklerine geçmiş. Su el vermiş, çayırlara ovalara renk gelmiş. Bu sihir aşkla sarmış dünyayı.
Amaa kadınların gülüşleri olmayınca eksik kalmış ışık büyüsü, güneş şaşırmış. Varmış gitmiş yeranaya danışmış, kadim bilge olanları ona anlatmış.
Güneş ağlamaklı bi ses tonuyla ama demiş ‘kadınanam kadimanam nasıl edelim de aşkı ışığı yeryüzüne geri getirelim? Kadınlar gülmezse gözlerindeki ışık olmazsa ben aşkı nasıl ısıtayım?’ Yerana düşünmek için biraz zaman istemiş. O arada kadınları kandırıp dağıtan kocakarıları bulmuş konuşmuş. ‘neden ışığı bol, gülüşü can olan kadınları kandırıp dağıttınız?’ demişler ‘güneşe kızdık, gidip gelmesinden bıktık, ondan intikam aldık’ yerana ‘bu yaptığınızın sonu nere varır bilmez misiniz’ demiş ‘artık ne aşk aşk gibi olur ne ışık aydınlatır, ne yediğiniz domatesten tat alırsınız ne de ürünüz eskisi gibi bol olur. Renkler bile yavaş yavaş kaybolur beslemez insan ruhunu, aç kalırsınız. Hiç bir şeyden tatmin olmaz, sevgisiz kalır, mutluluğu bulamazsınız’ kocakarılar umursamazca cevap vermişler ‘biz zaten ölüp gideceğiz, daha yeryüzünde sefa sürülse de sürülmese de bize ne! Umurumuzda bile değil.’
Yerana insanın acımasızlığına sevgisizliğine şaşmış kalmış. Size konuşmak bana düşmez demiş içinden, elbet ilahi denge sizi de bulur. Usulca oradan ayrılmış.Dönmüş gelmiş olanı biteni güneşe anlatmış. boşluk buldukça dağlara yaylalara varır ben gülerim, renklerimi serer aşkı ışığı davet ederim, denizlerde göllerde kahkaha perilerimi renk iyelerimi salar ışığa aşka yer açar seni yeryüzünde yaşatırım dertlenme demiş. Öyle de olmuş. İnsan hayatı gri betonlara bürünedursun, yüzler yürekler solsa da yaşadıkları şehirler tatsız tuzsuz kalsa da, aşkla ışık yerananın koynunda büyümeye devam etmiş.
Sonra hayat işte, Allah büyük, yüreğinde ışık aşkı olan kız çocuklarının yolu düşmüş dağlara yaylalara denizlere.. yüreklerine dokununca yer ana, yüzlerine aşkın rengi gelmiş. Nasıl olduğunu bilememişler ama yüzlerini güneşe dönünce yürekleri aydınlanmış, yerana onlara el vermiş, ruhlarına renk gözlerine ışık gelmiş. Yine gülmeye başlamış kız çocukları. Onlar büyüdükçe gerçek aşk filizlenmeye, sürgün atmaya devam etmiş yeryüzünde. Işıkları çoğaldıkça yeniden girmiş ışık, gri betonların içine bile.
O güzel gülen gözü ışıklı kız çocukları büyümüş ışık saçan aşık kadınlar olmuş. Yaradanın verdiği aşkla renk saçmış, ışığa boyamış, aşka karışmış, elleriyle yürekleriyle yaratmışlar. Bazıları yazmış, çizmiş, bazıları okumuş, boyamış, bazıları anlatmış. Işık yeryüzüne yine yayılmaya başlamış. Kimisi yeşertmiş yeniden o kadim ışık kadınlarından kalan tohumları sevgiyle, aşk mutluluğa karışmış yine. Bir zaman asla tatmin olmazken, ışık kadınları güldükçe sade hayatlarda hatta hiç bişeysiz kalınca bile ruhu doya doya kahkaha atmaya devam etmiş insanların.
Gülen yüreklerin olduğu yerlerde başka parlamış güneş. Ellerinin değdiği topraklara bereket gelmiş. Domateslerin bile tadı kokusu eskiye dönmüş. Mutlu adamlar çoğalmış yeryüzünde. Güneş gülen adamların da yüreklerine sonunda girebilmiş böylelikle ve onlar da ışık saçıcısı oluvermişler.
Yavaş yavaş kendilerini tekrar tanımaya, bildiklerini yeniden anımsamaya başlamış ışık kadınları. Yüreklerinde gülen kız çocukları rehber olmuş, aşkı ışığı kovalamaya kendi içlerine, yollara düşmüşler. Yollarda kimi zaman birbirleriyle karşılaşmış, daha renkli kahkahalar atmış zaman olmuş ışıl ışıl gözyaşlarıyla hıçkıra hıçkıra ağlamışlar.
Sarılmışlar.

El ele vermişler.

Hem kendilerinin hem birbirlerinin etrafında şarkılar söyleye söyleye dönmüş, birbirlerini hem ilk hem sonbaharlara hazırlamışlar.

Buluşmuşlar ışıkla.

Barışmışlar güneşle.

Kavuşmuşlar renklere.

Sahip çıkmışlar gülüşlerine.
O gün bugün aşkın da ışığın da peşini bırakmamış, yeranadan el çekmemiş, yüreklerine kara gölgeler düşürmemişler.
Sıkıldıkça, yoruldukça, usandıkça kendilerine sarılmışlar, birlikte gülüşmüşler.
Yaradanın verdiği ruhla,

Işığı aşkı yüreklerine, yuvalarına, yurtlarına, yeryüzüne yeniden indirip, renkleri yine özgür bırakmışlar, dünyayı gökkuşağına boyasın diye.

Ve başka başka, yüreği gülen ışık insanlarıyla kavuşup sonsuza dek huzurla, ışıkla, aşkla yaşamışlar.
Gökten, gülümseyen üç ulu ışık küresi düşermiş masal her söylendiğinde, biri masalı ilk anlatanın yuvasına,toprağına, biri şimdi okuyanın yüreğine, biri de paylaşıp ışığı çoğaltanın avucuna.

Kutlu olsun.

Amin.

Dünkü yazıdan sonra çok güzel mesajlar aldım bambaşka kadınlardan, aynı kapıya, sevgiye varan. Güzel şeylere, tatlı hislere vesile olabildiğime sevindim. Gözümün nemiyle oturdum, yerananın rengarenk kızlarına, kızıma, bize bu masalı yazdım. Sığmadı buraya, devamı yorumlarda ve tamamı blogda.
Kabul buyurursanız bugün armağanım da budur…

Günaydın.

Reklamlar