Bir Arının Acı Masalı, Hadi Degistirelim mi sonunu?

Bizim gız, bizim börtlen ♡

image

Anadoluda, iç egede biri size ‘nassın bizim gız’ dedimiydi ‘kanımdan gibi seviyom seni’ demiştir aslında. Bizim evin kızı, bacı. Bizim evin kızı bol ama hepsinin yeri ayrı ♡ seviyoruz napalım.
.
Sevilmeyecek gibi değiller ki. Tanıdıkça daha daha hem de! Gelin bu seferde bir işçi arının minicik ömrünün hücreden çıktıktan sonrasının masalını anlatayım size.
.
Bir işçi arı bal akımı denilen, toplamanın devam ettiği dönemde ortalama 6 hafta yaşıyor. Bu gadacık 😦 Bunu not edelim, gelelim masalımıza.
.
Diyarın birinde bir kovanda kocaa bir koloni yaşarmış. Çok çalışkanlarmış. Her biri öyle çalışkanmış ki hücresinden bir arı olarak doğduğu an yaptığı ilk şey hücresini temizlemekmiş. Üstelik bunu ona kimse söylemezmiş, bunun sorumluluğu olduğunu içinden bilir ve öylece yapıverirmiş. Sonra elinden ne gelirse yapmaya başlar, kovan twmizliğine yardım eder, ölüleri taşır, taşınamayanları propolisle mumyalar, iç işlere bakarmış. Sonra hayatının üçüncü günü hormonları onu bebek bölümüne götürür bakıma başlarmış. Kovanda bebek bakan arılar 3-10 günlük arılarmış. 10. Gün balmumu mekanızması çalışınca bedenşnde balmumu üretmeye, bu balmumlarıyla eşsiz şeyler inşaa eder, adeta bir mühendis oluverirmiş. 20.güne geldiğinde dış dünya çağırır, bedeni iğne mekanizmasını tetikler, zehir üretmeye başlarmış ve böylelikle artık kendini-ailesini koruyabileceğini hisseden arıcık kovan girişinde nöbet tutmaya, gardiyanlığa başlarmış. Uygun bir günde yavru uçurma töreniyle bu sıra bekleyen gardiyanlar artık uçmaya, toplamaya şifacılığa hazır olduklarını kanıtlar, tarlacı arı olurlarmış. Böylelikle hayatlarının ikinci yarısını dış işleriyle tamamlarmış. kilometrelerce uçar polen-nektar (yavrulara mama) toplar, milyonlarca minik yaprağa dokunur şifa taşırmış sihirli ayacıkları.
.
Sonra insan gelmiş, kırmış bu döngüyü. Şekerle, şurupla beslemiş, ilaçlarla, asitlerle güya iyileştirmiş arıcıkları. Anlamsız teller sokmuş kovanın içine, saçma hazır petekler kullanmış ‘doğal bal mumu bu sakıncasız’ demiş kendini kandırmış, sanki arı bilmezmiş gibi, tum işini karıştırmış. Zavallı arıcıklar… Hormonları, iç dünyaları, mikrobiyolojileri değişmeye başlamış. Akılları karışmış, görevleri aksamış, dünyaları sarsılmış. Hastalıklara yakalanmaya, parazitlerle savaşmayı unutmaya başlamışlar. Dışarıda da kendilerini koruyamaz, ne yapacaklarını tam bilemez olmuşlar.

Yemek kovanın içine kadar girince polen toplamaya giden azalmış, çiçekler döllenmeyince meyveler sebzeler azalmış. Üstelik yavrular da polensizlikten zayıf büyümeye hastalıklara açık olmaya başlamış.

İnsanlar kovanın içinde gözle gördükleri parazitleri öldürmek için basmışlar ilaçları, zehirleri ‘hesapta’ organik asitleri, gözle görmedikleri mikro dünya, balı bal yapan mayalar, bakteriler terli diyar eylemiş.

Düzen bozulmuş.
Bal bozulmuş.
Arı bozulmuş.

Hepsi insan eliyle olmuş.

Artık tek çare bu sektörü var eden ‘tüketicinin tercihi’ymiş. Fabrikasyon balı almazsa, arılara iyi davranın, ballarını çalmayın, arıyı hırpalamayın, ilaçlamayın, ölüdrmeyin, zirai ilaçları doğru düzgün kullanın demezse zatwn piyasada bulunmayan gerçek bala yakında hiç ulaşamayacakmış. Çocuklarına şifa olsun diye aldığı balla yavaş yavaş ailesini zehirlediğinin farkında olmalı, üstelik o bu ballardan rahatsız olmadığı için zavallı arıların neler çektiğinden haberdar olmalıymış.

Yoksa bu masal mutlu sonunu bulamadan burada bitermiş.
.
.
.
***şahsi gözlem ve tecrübelerim, arılarım bana fısıldadıklarını içerir. Aksini düşünen masalmış desin dikkaye almasın, savunma yapılmayacak, “şekersiz ilaçsız zehirsiz bu iş olmaz” bn saldırıvari yorumlara yanıt verilmeyecektir.***

Sevgiyle

Reklamlar