Neden Okulsuz: Okullar Güvenli mi?

Güneşle birlikte yeniden doğuyorum her gün..

Her sabah sesimi duyan duymayan, yüzümü bilen bilmeyen tüm komşularımı selamlıyorum. Kumruları, kargaları, portakal ağaçlarını, sabahları hep aynı saatte kırmızı arabasını aynı yere park eden yaşlı amcayı. Bazı sabahlar gecikiyor merak ediyorum. Sesini bile bilmem halbuki. Ama bir şekilde varlıktaki huzurumuzun birbirine bağlı olduğunun farkındayım.

Çocukluktan kalma bu alışmışlık belki. Şimdi çocuklar bunu bilmese de biz bu hisle büyüdük.

Komşularımızdan oluşan gizli bir teşkilat vardı bizi korumakla yükümlü. Bizi bilirlerdi. Biz tanımasak da onlar ya anamızı tanırdı ya babamızı belki alt komşumuzu belki amcamızı teyzemizi. Onlar bizi gözetirdi biz bizden küçükleri yaşlıları, kocaman bir güven çemberindeydik. Dünya küçüktü belki.

İstanbulda bunun tamamen dışında olmak, en tanıdığın yüzün kendi telaşıyla senin varlığını farketmeme yanından geçip gitme ihtimali ürkütücüymüş benim için. Dışına çıkınca daha iyi anladım.

Şimdi kızım için aynı güvenlik çemberini oluşturabilme şansım biraz daha yüksek. Burada insanlar konuşurken birbirinin yüzüne bakıyor. Gördüğün yüz daha az olunca anımsamak daha kolaymış, meğer hatırlamamalarım yaşlıklıktan değilmiş, bunu bilmek güzel.

Kızım için güvenlik dediğimde bunun sadece fiziksel güvenlik olmadığını hissediyorum içimde, derinde. Sosyal, ruhsal, zihinsel güvenlik de mühim. Neden “okulsuz” diye soruyorsunuz ya işte sebeplerinden biri bu, okulların büyük kısmı artık güvensiz.

“Biz de okuduk hiç bir şey olmadı”lar çok sık duyduklarımdan. “Ben de okudum ama nasıl bir okulda nasıl arkadaşlarla nasıl öğretmenlerle okudum?” Bu sorulara verdiğiniz cevaplar çocuklarınızın okuduğu/okuyacağı okullarla örtüşüyorsa amenna.. Benim gördüklerim malesef örtüşmüyor.

Biz yaşadığımız güvenlik çemberinin içinde okula gittik. Kendi sokağımızın çocuklarıyla, kendi mahallemizde oturan öğretmenlerle, kendi mahallemizde yürüyerek. Okulda yabancı yoktu. Sabah birlikte derse girdik akşam sokakta saklambaç oynadık. Hepimiz aynı mahallenin çocuklarıydık. Ana babalarımız birbirini tanır konuşmamış olsalar bile yüzlerine aşina olurlardı. Pazarda, çarşıda bakkalda gördüğümüz, evini damını bildiğimiz kişilerdi hepsi.

Şimdi şartlar böyle mi?

Çocuk yabancı bir ortama gidiyor mu? Sosyal bocalama yaşar mı?

Biz ortama yabancı mıyız?

O okula giderken hadi yürüyelim desek yürüyebiliyor muyuz? Yürüme mesafesinde mi?

Okula yürürken biz kendimizi güvende hissediyor muyuz?

Okulun içinde biz kendimizi evde, huzurlu bir yerde, gerilmeden, aitmiş gibi hissedebiliyor muyuz?

Öğretmenlerin evlerini hayatlarını biliyor muyuz? Bilme şansımız var mı?

O okula kimler çocuklarını gönderiyor, biliyor muyuz? Tanıyor muyuz?

O okulda çocuklar kendileri olabiliyorlar mı?

Öğretiler ezber mi? Yaratıcılığı tetiklemiyor iç dünyayı baskılıyor mu?

Bu sorular size abartılı gelebilir, ne alakası var diye düşünebilirsiniz. Ama temelde kendi erişimimiz kısıtlı, içinde güvende hissetmediğimiz, gerildiğimiz, huzursuzluk veren bir ortama çocuklarımızı göndermek mantıklı mı?

Bana hiç mantıklı gelmiyor. İyi hissettirmiyor bu düşünce. İşte bu sebeple okulsuz eğitim diyorum. (yanına eğitim kelimesini koymayı dahi sevmiyorum esasında sadece okulsuz)

Biz ülkenin ve şehirlerin durumunu göz önüne alarak böyle hissediyoruz şuan ama bu elbet sağlantımız değil. Bu sorulara iç rahatlatan cevaplar verdiğimiz, huzurlu, çocuğumuzun da kendi isteğiyle gitmek istediği bir okul keşfedersek bir gün, neden olmasın.

O zaman okullu okulsuzlar da oluruz işte 😉

Reklamlar