Gökkuşağının ardındayız, harikalar diyarında!

Gökkuşağının ardındayız, harikalar diyarında!

Somewhere over the rainbow, skies are blue,
and the dreams that you dare to dream,
really do come true.

Bu melodi renkli anlarımda hemen çınlar kulaklarımda. Varmış bir sebebi. Meğer gerçekten beni çağırırmış gökkuşağının ötesi, kaf dağının ardı. Zümrüdüankayla tanışıklığım bugünlere dek çıkacakmış, sihrinin kokusu burnuma boşa tütmezmiş bu dağların cadısı oluverecekmişim ansızın.

Gökkuşağının ardında, göklerin mavi olduğu, düşlemeye cüret ettiğimiz tüüm hayallerin bir bir omzumuza konduğu harikalar diyarındayım. Siz bu satırları okurkeen çook uzaklarda olucam pek çoğunuza ama bazınıza yakınlaşmışımdır bile belki kim bilir.
Şimdilerde kah Doroti olup sarı tuğlalı yolun kenarından çiçekler devşiriyorum, kah Alis olup şapkacıyla laklak edip gülleri kırmızıya boyuyorum.

Bir süre yokmuşum buralarda, tıpkı Alis ve Doroti gibi bir anda ortadan kaybolmuşum. Ve kutlu haber ki tıpkı onlar gibi masal olmakla meşgulmüşüm.

Sabahları nağmeli nağmeli öten horozun sesiyle, masmavi gökyüzüne uyanıyorum. Azıcık doğrulunca pencereden ulu, heybetli “biz buradayız rahat ol” diyen sıra dağlarımla selamlaşıyorum. Hemen sonra dallarda salınan altın külçeleri ilişiyor gözüme, miis gibi limonlarını sadece gösterse hiç elletmese bu limon ağacı yine de sever insan onu, öyle güzel. Yanında mis gibi çiçekleriyle malta eriği ve dut var. Biraz ardında portakallar. Portakalların yanında yine malta erikleri. Tavuklar yumurtladıkça birbirlerine “hadi bak ben yumurtladım sıra sende” diye haberveriyorlar, her sabah onları dinliyoruz kahvaltı yaparken yavrucadıyla.

Öğlene doğru kumrular geliyorlar karşıdaki heybetli çamlara. Oradan kümeslere doğru iniyorlar. Tavukların öğününe ortak oluyorlar, tavuklar pek umursamıyor ama horoz her daim kızıyor bu duruma. Şimdi kapatın gözlerinizi hayal edin, Masmavi gökyüzü, hemen önünde kocaman başı dumanlı sıra dağlar ve önlerinde danseden öbek öbek kuşlar. Her gün böyle bir ziyafet. Gökkuşağının ardı, harikalar diyarı değil de nedir? Gözlerimiz kamaşarak izliyoruz, her gün aynı saatte heyecanla.

Sonra hava yeterince sıcaksa şöyle bir çıkıp turluyoruz, kapıdan çıkınca karşımızda zeytin ağaçları, solda sağda yerlere sarkmış altın ağacı gibi parıldayan limon ağaçları. Pazarın olduğu günler ayrı heyecanla uyanıyorum. Çoğu bahçesinden otu sebzeyi kapmış gelmiş azar azar minik tezgahlara yerleştirmiş yerli halk düşünün şimdi, toprak elli dedeler, un kokulu nineler. Pazarcıların  “o tezgah daha taze kızım bugün topladılar, bebeğin var sen ordan al” diye sizi başka tezgaha gönderdiği bir pazarım oldu, şükretmeyeyim de ne edeyim. Masal demeyeyim hadi de , ne diyeyim?

Yavrum doğduğunda “ah” dedim “konstantine açtın ya gözünü çocuk, dilerim ayağın ilk buranın toprağına basmaz, hayırlısıyla bir toprak parçası bulup atarız canımızı, dilerim toprağında yürüyesin” kabul olacağı varmış. Duam masalım oldu. Bir anda ne oldu, nasıl oldu, bilemedik tatile çıkar gibi üç günde hazırlandık, kendimizi gökkuşağı köprüsünde bulduk, yuvamızı aldık da dağların ardına göçtük. Dilimden döküldüğünü bile unuttuğum dua tohummuş hayat toprağına düşen, meyvesini toplarmışız şimdilerde.

Yokmuşum buralarda bir süre, evet, hiç aklıma düşmemiş internet(bağlatmamışız bile eve hala, kim bilir ne zaman belki lazım olur da bağlatırız), akııp gitmişim hiç durmak olmamış, hala da olmazmış ya meraklı yürekler arttıkça artmış, malumat isterler. Sorana selam olsun, yaradan razı gelsin, pek iyiyiz hepimiz merak etmeyin. Ne çok şeyler öğrendim, neler yaptım, neler denedim bir bilseniz, belki fırsat olurda ilerde diyiveririm, şuraya bir kaç başlık not edeyim az fikir olsun nelerle haşır neşirim:

– Küçülmek güzeldir! 150 metrekare dubleks evimizi bıraktık 38 metrekare minik bir tiny housecukda yaşam deneyi başlattık :)) 1 kedi, 1 köpek, 1 bebek, 3 kuş, 1 kovan, göz nuru kombucha bebekleri, kavanoz kavanoz sirkeler, otlar, çaylar, konserveler vs derken kimseyi ardımızda bırakmadan her birimiz küçücük fıçıcık içi dolu heyecancık yeni yuvamıza sığıştık. Kesinlikle çok yakında bir yazı geliyor, ilk tiny house izlenimleri 😉 Bekleyiniz anacıığğm!
– Andırın doktorunu pişirdik yedik
– Dalından 6 ayrı çeşit portakal yedik
– Dalından greyfurt topladık
– Dalından 4 ayrı çeşit limon tattık
– Portakal reçeli, limon reçeli yaptım
– Evde jelibon yapmak diye bir şey uydurdum 🙂
– Limon şekerlemesi yaptım
– Narenciyeyi bol bulmuşken şuruplarını yaptım
– 3 yeni bitki çayı yaptım
– Buldukça bol bol mevsimin otlarını topladım kırda bayırda
– Bahçe belledik
– Portakal hasat ettik
– Yavru cadı güvercin kümesi gördü, güvercin yavrusu sevdi
– Tavuk kümesine girdi, civciv gördü, hindi gördü, yumurta topladı
– Dalından hanbalis tattı
– Değirmen gördü
– 2 tane yayla gezdik
Daha da neler neler.. Nerelerdeyim merak edenler bunları okuyunca sanırım ortalardan kaybolmamı; masallara peri, dağlara cadı olmayı tercih edişimi mazur görecekler. Sorana selam olsun, yaradan razı gelsin, pek iyiyiz hepimiz merak etmeyin.

 

Reklamlar