Okulsuz Aileler Buluşması-2. Oturum

Okulsuz Eğitim Düşleyen Ebeveynler Eylül buluşmasını göztepe parkında gerçekleştirdik. Şurada bahsettiğim gibi bir gündemimiz vardı. Tam manasıyla yaşayarak öğrenme metodu uyguladık bu toplantıda. Büyük şehirde ebeveyn olmak konulu toplantımıza bunu deneyimleyerek geldik elbette. Bir kere büyük şehirde ebeveyn olmak demek buluşma noktalarına 10 kişiden 10unun da uzak olması demek :)) Bakmayın gülüyorum ama gerçek bu ve sinir bozucu. Üstelik hangi yolla gelirse gelsin kişinin yolda trafiğe ve büyük şehir insanının negatif hallerine maruz kalmaması gibi bir durum pek mümkün değil. Dolayısıyla bu durum çocukları da etkiliyor. Trafiğe takıldık, istanbul trafiği lanetiyle aracı arızalanan oldu hatta bir arkadaşımız gelirken yolda bir bıçaklamaya tanık olmuş. Protestolar, havai fişekler, kornalar… Her gelenle birlikte bunu konuşarak başladık dolayısıyla gündemi tersten almış olduk. Hatta biraz daha likit bir gündem oluştu ve yaşadığımız yer, çocukların bunda zarar ve çıkarları, bizim çocukluklarımız, hepsinden bahsettik.

Bu buluşmamızda 4 aileydik ❤ Kesinlikle bu durum verimlilik yaratıyor dileyen herkes konuşuyor, tanıyamadığınız kimse kalmıyor ve ortam oldukça samimi. Geçen buluşmamızın notlarında da buna değinmiştim şurada ve bunu tekrar gözlemledim, kesinlikle az kişili ama samimi gruplar çok verimli sohbetler çıkarıyor, grubun enerjisi düşmüyor canlılık azalmıyor.

Sevgili Pınar ve güzel yavrusu Selen ile diğer buluşmamızda tanışmış çok sevmiştik onları bu buluşmamıza eşi ve oğlu da katıldı ve ailecek tanışmış olduk ❤ Bize harika arnavut börekleri ve patates salatası yapmış, çook beğendik, ellerine sağlık kesesine bereket ❤ Diğer Pınarımız taa İzmirlerden geldi gelmişken bizimle de tanışma fırsatı yarattı ve bizi çook sevindirdi. Kucaklaştık sonunda, ne de iyi geldi ❤ Harika kekler kurabiyeler ve bize birer “mabel” getirmiş çocuklar gibi şendik 🙂 Oralardan bir gözün de toplantıda olması harikaydı. Sevgili Yeliz ve Ahmet anneleri ve yavrularıyla katıldılar toplantıya, nasıl güzel bir aile ❤ Harika börekleri, keki ve çayıyla tat kattı sofraya.Biz de ailecek toplantıdaydık. Göl kenarında piknik yaptık. Yavru cadı iki kez emdi uyudu uyandı oturdu oynadı, hemen bir kedi buldu yine kendine ve epeyce onunla ilgilendi. Çimenlere uzandı biraz onları yoldu falan zaman öyle geçti. Diş çıkarıyor olmamız ve ateşimizin olmasına rağmen uyumluyduk. Böyle ortamlara girip çıkıyor ve huzurla ayrılabiliyor olmamız, onun da bize eşlik edebiliyor yadırgamıyor olması bizi mutlu ediyor. Al sana sosyalleşme 🙂 Okulsuz çocuklar nasıl sosyalleşir yeter mi bu toplanmalar bilmem de ailelere bu sohbetler iyi geliyor, onu biliyorum 😉

007

Toplantı konu ve sohbeti oldukça likit ilerledi gündemi tersten aldık ve kitabımızla kapattık çemberi.

Bu toplantıda bazı şeyleri daha net gördüğümü farkediyorum şimdi düşündükçe. Çıkarımlarımı aşağıya yazacağım yine ama en önemli notum şudur bu toplantıya dair: Çocuklar ailelerinin yaptıkları bu toplantıların ve verdiklerin emeğin-konuşmalarının illa ki bir kısmını da olsa anımsayacak. İleride bu onlara da cesaret umut olacak. Bunu ciddi şekilde hissettim bu buluşmada, çocuklar ortamın farkında, yabancıların farkında, anne baba sürekli çocuklar için hangisi daha iyi bunu konuşuyor. Bunu hayatlarının bir noktasında hatırladıklarında gülümseyecekler sanırım ❤

Toplantıya dair notlarıma gelirsem:

  • İstanbulda toplanmak kolay değil, bunu başaran aileler, buna çabalayan insanlar zaten sevilesidir, güzel insandır, yaşasın onları tanımak çok güzel ❤
  • Herkesin birbirinin yüzünü görmesi, temasta olması önemli, çember candır. 3-4 aile ile toplantı çok tatlı. (ilk toplantıdan önce bunu Sonerle özellikle konuşmuştuk kalabalık mı tenha mı daha verimli olur çocuklarla ve bu hali çok sevdik) Uğultu yok, herkesin dediği anlaşılıyor, geçen toplantı notlarında da olan tespitimi sağlamlaştırdım böyle küçük küçük toplanıp sonuna kadar birbirimizi tanımak dinlemek, yorulmadan gürültüde kaybolmadan tadına vara vara sohbet etmek harika.
  • Bu toplantıda kendi çocukluklarımızı ve okul deneyimlerimizi de koyduk önümüze birazcık. Benim notum şu oldu kendime; çok tatlı bir çocukluk, özgür bir okul ortamı ve sevimli öğretmenlere rastgelip güzel arkadaşlar biriktirmiş olabilirsin ama bu sistemin seni de hizaya getirmeye çalıştığı gerçeğini kapatmaya yetmez. Getirememiş olması denemediği ve yıpratmadığı anlamına gelmez. Bu noktada Pınar güzel bir not düştü hatta o kalmış aklımda “yetişkinler okul hayatlarını romantize etmeye meğillilermiş” belki de olan bu. Hiç bir şey toz pembe değil.
  • Yine Ahmetin de benimki gibi karışılmamış, kurtarılmış bölgeli bir çocukluk geçirdiği anıları vardı. Okul ve yetiştiği çevreye dair. Bunları konuşurken zihnim eşleştirme yapmış ve şu not var köşede : yetiştiğin yer küçük, güvenli sayılabilecek ve “yürüme mesafesinde” bir yer olsa en tatlısı. (onun antalya benim eskişehir.. hem modern merkezi hem de küçük yürüme mesafesinde ve samimi şehirler bizim zamanımızın çocukları için). Okul(gidiyorsa yavru okula), çarşı pazar yürüme mesafesinde ve insanların birbirini tanıdığı bildiği yerlerde konumlanmak mühim. İstanbulda dahi bunu gözetebilirsek, biraz daha müdahalesiz bir çocukluk yaratmak olası. Biz oturduğumuz yeri tam 8ayda seçtik. Çok araştırdık. Bağdat caddesinin gürültüsü, samimiyetsizliğinden kaçtık. Artıları var muhakkak ama bizi tutmaya yetmedi. Şuan oturduğumuz yerde çarşı pazar okul park her yer yürüme mesafesinde ve hala sokağımızda çocuklar saklambaç oynuyor evler 3 katlı çoğu apartman da olsa bahçeli. Bu İstanbulda bile bulunuyor aranınca. Şehre çok kapılmamak gerek çocuklarımızın çocukluğunu önemsiyorsak. Bu bizim inancımızdı zaten ama başka tecrübe ve düşüncelerle desteklenmesi güzel.
  • Diğer mevzu sokakta oynayan çocuklar. Pınar bu konuda kızı Ela ile yaşadıkları şeyleri anlattı. Çevrelerindeki çocukların ortalama durumu “birer yetişkin”le eş değer. Sabah kalk servise bin kilometrelerce yol git okulda yorul, akşama kadar(!) ve akşam yine kilometrelerce yol gel… Sonuç etrafta çocuk yok. Oynayacak çocuk bulamıyorlarmış. Oyun grupları oluşturmaya çalışıyorlar. Pınar bunu uzun uğraşlar sonucu başarmış da. Ama çaba göstermek zorunda olmak bile acı diyor, haksız mı?
  • Okulsuzluk yasal hali nedir ülkede son durum ne Pınarı bulmuşken bolca bundan söz ettik. Boşluklar var elbet bakalım hangimizin süreci nasıl olacak dedik ama oradan notum da şu olmuş: aileler eğer kararlılarsa hepsi kendi çözümünü kendi yaratıyor zaten. Önemli olan kararlı olmak. Bu noktada otorite konuşuldu biraz Yeliz’in tespiti güzeldi otoriteye boyun eğdiğinin farkında olmasa da yine de en yumuşak halli okulda bile çocuk otoriteyi deneyimliyor eziliyor.
  • Bu konuşmalardan benim çıkarımım şu oldu yaşam alanımız sabitse zaten orası üzerinden hareket edeceğiz mecbur o başka ama bir şekilde uzun veya kısa vadede yaşam alanı değişecekse onun için şimdiden kriterler belirleyip o alanı bir kaç kez ziyaret etmeli, uzaktan gözlemeli, içine girmeli, test etmeli… Aynı bir işletmeyi devralacakmış gibi koca sokağı mahalleyi kar zarar açısından tartmalı, kriterlerle karşılaştırmalı. Tam bunu düşünürken Pınarın verdiği örnek bunu pekiştirdi: “Bu sokak çok güzeldir, buranın çocukları burada büyüyenler oturuyor şimdi burada harikadır dediler yerleştik o sokağa ama eski hali kalmamış. Hüsrana uğradık çocuk bile yok sokakta “
  • Sonra tehlikeleri konuştuk. Ahmet ve Pınar izledikleri bir programdan bahsettiler, ağaç tepelerinde yaşayan bir kabile. Ağaçtan düşüp ölen yok ama kabilede, üç kuşaktır olmamış en azından. Ama bizim ülkemizde çocukların ne kadar izole büyüdüğünü, tehlikeyle yüzleşmediklerini ve dolayısıyla hayatın tehlike tarafını algılamak için geç mi kalacaklar sorusunu konuştuk. Similasyonlarla öğrenmenin gerçekten öğrenmek olup olmadığını, teorinin herkesçe pratiğe doğru şekilde geçip geçemediğini. Bu noktada büyük şehir, trafik vs hepsi canlı birer ders bunu daha etkin kullanabilmek gerek dedik. Keşke olmasalar ama o tehlilkeler orada varlar.
  • Çocuklar için çevrenin materyallerin yaşıtlarının ve yetişkinlerin ne kadar önemli olduğunu onlarla etkileşime girerek kendi öğrenme proseslerini tetikleyeceklerini konuştuk. Bunun için bizim de onlarla aktif öğrenme sürecinde olacağımızı. Bunun içn de şehirde çocuklarla nerelere gidilebilir neler yapılabilir nasıl biraz daha “çaktırmadan provokatif” ortamlar yaratılır bunlara dokunduk geçtik.
  • Parktan lavanta ırkına mensup bir aromatik bitki bulup göçürdük yuvalarımıza, bakalım köklenecek mi :)) Okulsuz ebeveyn de dener-öğrenir hakkımız bu :)) Bir de Pınar ve benim birer uğur zeytinimiz oldu, dalından. Okulsuzluk böyle güzelli bir şey, bonzaytinden birer zeytin hatıra aldık. Uğur getirecek bize. Ve Yelizin güzel kuzusu Barışla sözleştik, hava güzel olunca taa uzaktan üstümüze sıçrayan su savaşı yapacağız 🙂 Güzel dostluklar edindik vesselam.
  • Ve Pınarın harika notlarıyla Okulsuz Eğitim kitabını konuştuk. Onu da anlatacağım ama kitap için yapacağımız webinardan sonra 😉

Yani uzun lafın kısası ve kısa günün karı biz üç tatlı aile daha tanımış olmanın mutluluğu, kaygılarımızı fikirlerimizi paylaşan birilerinin olmasını bilmenin hafifliğiyle döndük eve. Hoş bir buluşmaydı, herkesin eline diline yüreğine sağlık ❤

Bu şarkıyı da toplantıya katılan tüm güzel dostlara armağan ediyorum o vakit, kabul ediniz…

Reklamlar